6 Ekim 2009 | Etiketler:

Ne zaman tozlu bir araba camı görsek, hemen araba sahibine not yazma hissine kapılırız genelde. Bu notta “Beni Yıka” şeklinde olur. Nette gezinirken yazı yazmak yerine sanatını konuşturan bir üstadın çalışmasına :) denk geldim. Resimdeki abi emeklilik dönemini araba camına resim yaparak, sanatsal etkinliklerde bulunarak, geçirmekte gibi görünüyor.

5 Ekim 2009 | Etiketler:



28 Eylül 2009 | Etiketler:

Baba nasihati dinlemek nedense  insana hep sıkıcı gelir. Fakat hayat tecrübesi noktasında gayet faydalıdır ve dinlemek lazımdır.  Bir babanın oğluna yaptığı sağlam bir nasihati, Cafer kardeşimin gönderdiği şekliyle  yayınlıyorum.

İlginç bir BABA nasihati…

Oğlum, Türkiye’de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.

Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme, bu davranış kendine güvenini arttırır.

Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkanın varsa ona borç vermeyi teklif et.

Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat, hatta biraz zarar etsen bile böyle yap.

Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona  sakın teslim etme, bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol  et.

Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme ve  ATM makinesi kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.

Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonra kooperatif  yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.

İş hayatı: En zor taklit edilen imza, bir defada kalemi kağıttan  kaldırmadan atılan imzadır. imzanı bu şekilde  atmaya gayret et, en  büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma…

Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına kefil olma, kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma, aksi takdirde her şeyini kaybedebilirsin.

İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme, hiç kimseyi de küçük görme, iş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor, gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.

Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma. Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona vurmayı aklından bile geçirme.  Aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası alabileceğini unutma.

Otomobil için: Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç satın almaya gayret et. bu senin hazır para kaynağın olmalıdır.   Çünkü insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.

Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor hararetini,araç tan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma..

Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun..
Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece tamircin hep aynı kalır.

Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin tam ve eksiksiz olmasına dikkat et. Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır. Hırsızı caydıracak tek şey budur.

Ev yaşamında: İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi kolayında olsun. Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla.İş kıyafetini çorabın da dahil olacak şekilde akşamdan hazırla, gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren, ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün tamamını her zaman kendin yap.

Çorba, pilav, makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve pişirmeyi mutlaka öğren. Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma, hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.

Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol, yemekten sonra sofrayı mutlaka sen topla. Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala, yemek aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala, yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.

Tatil yaparken: Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma. Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster. Bu sana ömür boyunca kırk yada elli farklı yerde tatil yapman demektir.

Sakın yazlık alma, bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra tad vermez. Ayrıca bütün yıl sabit masraflar ise işin fazladan tuzu biberi olur.

Özel hayatında: Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme; her zaman onunda bir özel yaşamı olduğunu unutma.

Ara sıra eşine sürpriz yap, eve çiçekle git, onu iyi bir restoranda mutlaka akşam yemeğine götür.

Sadece; Allah’tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten, kuru iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın cesaretinden ve kendi nefsinden kork…

Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap…!

Baban…

25 Eylül 2009 | Etiketler:

Son zamanlarda izlediğim en komik videoya denk geldim. Zaten içinde Şafak Sezerin olduğu her yapım komik oluyor. Reklamlarını bile takip eder oldum. Özellikle “Selim ile Tarife” reklamına bayılıyorum :)



6 Temmuz 2009 | Etiketler:

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…

İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy

4 Şubat 2009 | Etiketler:

Eğitim ve Teknik Eğitim fakültelerinde öğretmenliğin hümanist yönü üstüne basıla basıla anlatılır. Fakat uygulasında çeşitli zorluklar çekilmektedir. Hayatta en zor zanaat insanla uğraşmaktır. Yine bununla ilgili yapılan MEB çalışmasının haberi aşağıdadır.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ilköğretim öğretmenlerinde bulunması gereken nitelikleri tek tek belirledi. Aynı çalışma, ortaöğretim öğretmenleri için de başlatıldı.

MEB, konuyla ilgili 2002 yılında başlatılan proje çerçevesinde bir öğretmende bulunması gereken “bilgi, beceri ve tutum özellikleri” saptayarak, “Öğretmen Yeterlikleri” adı altında yayımladı.

Öğretmen yeterlikleri” belirlenirken, düzenlenen seminer ve çalıştaydan çıkan sonuçların yanı sıra ABD, İngiltere, Seyşel Adaları, Avustralya ve İrlanda gibi ülkelerdeki örnekler de göz önünde bulunduruldu.

Ortaya çıkan çalışma ile ilgili olarak, pilot belirlenen 6 ildeki öğretmenler, okul yöneticileri; sendika, dernek ve sivil toplum örgütü üyeleri, kamu kurumu mensupları, öğretim elemanları ve öğretmen adaylarından oluşan toplam 6 bin 743 kişinin görüşü alındı.Çalışma sonucunda, “öğretmenlerde bulunması gereken bilgi, beceri ve tutum özellikleri”ni içeren “genel yeterlikler”in yanı sıra ilköğretimdeki Türkçe, İngilizce, Fen ve Teknoloji, Bilişim Teknolojileri, Okul Öncesi, Görsel Sanatlar, Matematik, Sınıf Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler, Müzik, Beden Eğitimi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Teknoloji Tasarım ve Özel Eğitim (Görme Engelliler-İşitme Engelliler-Zihinsel Engelliler) öğretmenliğin nitelikleri de “özel alan alt yeterlikleri” adı altında sıralandı.

Genel yeterlikler

Projeye göre, bir öğretmende bulunması gereken “bilgi, beceri ve tutum”dan oluşan niteliklerden ve yapması beklenen davranışlardan bazıları şöyle:

- Öğrenciye ismiyle hitap eder.

- Öğrencilerin fikirlerine ve ürettiklerine değer verir.

- Sınıf içi ve dışı etkinliklerde demokratik davranır.

- İnsan haklarına uygun biçimde davranır.

- Uluslara, bireylere ve inançlara karşı ayrımcılık yapmaz.

- Öğrencinin geçmişine ve sosyo-ekonomik durumuna göre ön yargısız davranır.

- Her öğrencinin başarılı olacağına inanır.

- Öğrenciler sorulara farklı yanıtlar verdiğinde olumlu tepki gösterir.

- Stresle başa çıkma yollarını bilir ve kullanır.

- Kişisel bakımına ve sağlığına özen gösterir.

- Zorluklarla mücadele eder.

- Türk milli eğitim sisteminin dayandığı temel değer ve ilkeleri bilir.

- Mesleki gelişimine yönelik yayınları izler.

- Okulun iyileştirilmesinde ve geliştirilmesine çevre olanaklarını kullanır.

- Öğrencilerin sahip olduğu değerlere saygı gösterir.

- Öğrencinin kişisel gelişimini ailesiyle paylaşır.

- Öğrencilerin ilerlemelerini izlemek amacıyla kayıtlar tutar.

- Sınıf kurallarını öğrencilerle birlikte belirler.

- Öğrencilerin kendilerini güven içinde hissetmelerini sağlayacak ortam oluşturur.

- Aileleri tanımak için bireysel ya da gruplarla veli görüşmeleri düzenler.

- Ailelerin yaşadıkları sorunlara karşı duyarlı davranır.

“Öğretmenin yol haritası”

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer Balıbey, öğretmenlerin sürekli kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirterek, “Burada amaç öğretmenin kalitesini artırmak. Meslek yeterliklerinde kriterler var. Öğretmenler belirlenen bu meslek yeterliklerine bakarak kendilerini hazırlayacaklar” dedi.

Bu yeterliklerin, öğretmen yetiştirme politikasında yol gösterici olacağını söyleyen Balıbey, çalışma tamamlandıktan sonra öğretmen adayı yetiştiren eğitim fakültelerinin müfredatının da bu doğrultuda yapılanmasının hedeflendiğini anlattı.

Aynı çalışmanın ortaöğretim için de başlatıldığını anlatan Balıbey, “Çalışma tamamlandıktan sonra, öğretmen adaylarının buna göre yetişmeleri için YÖK’ün önüne koyacağız. Öğretmen yeterliği çalışmasıyla öğretmenin bir yol haritası ortaya çıkıyor” diye konuştu.

Kaynak: CNNTurk

27 Ocak 2009 | Etiketler:

Birinci Dünya Savaşı’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır’ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi.

Kampın tam adı, ‘Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı’ idi. Bu kampta, 1918′de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.

12 Haziran 1920′ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.

Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler’in işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.

Çözüm toplu katliamdı… Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı…

Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM’de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM’nin teşebbüse geçmesini istediler.

Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar… Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması… Ortada özür dilecenek bir millet varsa o da Türk Milleti ‘dir.

26 Ocak 2009 | Etiketler:


323 üncü kısa dönem olarak askerlik borcumu ödemiş durumdayım. Askerlik anlatılmaz yaşanırmış. Acemi ve usta birliği dönemlerimi yine Bakım Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda Balıkesir ‘de geçirdim. Askerliğin acemilik döneminde türlü zorluklar yaşamama rağmen ustalık döneminde pek bir zorluk çekmedim. Şafak azalıp ustalaştıkça (kaşarlandıkça :) ) elinizi angarya işlerden çekmeye başlıyorsunuz zaten. Hatta bunun için şöyle cümleler kurulmaktadır:

  • Şafak demiş cart curt ben mi gideyim ……. ya,
  • Baba yatar şafak atar,
  • Ben mi yardırayım :) ,
  • Şafağın kadar konuş,
  • Ses kes, şafak dinle.

Uzun dönem asker arkadaşların torunlarına (Takriben iki üç dönem altı :) ) hitap şekilleri ve dialogları :

Dede    : Torun şafak kaç?

Torun : 322

Dede   : O ne lan, adam mı öldürdün, tecavüzden mi girdin? O ne öyle Kasatura numarası gibi şafak!

Dede   : Torun geceler uzun ötmez borun :)

Dede – Torun muhabbetinden dolayı Edebiyatın son safhasını yaşadığı asker ocağında, değişik küfür şekilleri de  bulunmakta tabii. Bunlar mokoko ve comolokko. İlk duyduğumda hiç bir anlam verememiştim. Hislerini karşındakine küfür babında açıkça beyan etsene birader :) diye düşünmekteyken sonradan sonraya bende alıştım bu lafların hepsine garipsemez oldum.

Kısa dönemlerde çok da fazla bir adet yok. Üzüm üzüme baka baka kararırmış  derler, bizde o misal uzun dönem asker arkadaşlardan tüm askeri kültür birimini kapıyoruz :) . Disiplinsiz torunlar bir koğuşta toplanılarak, mıntıkalarda gevşek davrandıklarını, ortalığı .ok götürdüğünü ve bu durumdan rahatsız olduklarını bildiren cümleler kurmaktadırlar. Bunlar söylenirken kendi yaşantılarından kesitler verilerek alt devreyken bu konuda çektikleri çileleri anlatmaktadırlar. E malum üst devre yine askeri tabirle “kep üstünde kep kalmayınca” , elini eteğini işten güçten çekip torunların koordinasyonlarıyla ilgilenmekteler :) . Bu toplantılarda torunlara temizlikte disiplinde ve üst devreye karşı takınılacak tutuma varasıya kadar tüm konulara değinilir, aksi takdirde akşam üzeri tuvalet temizliği ile cezalandırılılacakları taraflara tebliğ edilir. Alt devrelerinin geldiğinde de rahata kavuşacakları tesellisi de verilmeden geçilmez :)

Acemi birliği döneminde sadece kısa dönem arkadaşlarla haşır neşir olduğumuzdan, uzun dönem arkadaş edinemedik. Çünkü, eğitim çavuşu dışında uzun dönem asker yoktu etrafımızda :) Usta birliğine geçince yoğun bir şekilde poşet lafıyla karşılandık. Poşet geldi poşet gitti… Askere gitmeden önce arkadaşımdan poşet lafını duymasam ve önerilerini dinlemesem, heralde dakika bir gol bir deyip birbirimize girerdik uzun dönem arkadaşlarla.  Poşet kelimesi için de iki türlü efsane den bahsedilmekte. Bunların en ağır basanı; yıllar evel artık kaçıncı göbekten dedem onu bilmiyorum :) botları çamur olmasın diye botlara poşet geçirmiş o gündür bu gündür memleketimin her yerinde uzun dönem (yıllanmış asker:) ) asker arkadaşlar biraz da hazımsızlıktan olsa gerek, Kısa Dönemlere Poşet demektedirler. Bu durumda söylenebilecek en güzel söz ” Şafağın kaç senin? ” sorusunu yöneltmektir :)  Diğer efsane ise; sadece 5 ay 10 günlüğüne gelen kişinin sadece bir poşet eşya getirmesinden dolayı Poşet hitabının gelişmesinde etkili olduğu söylenmektedir ki bu çok yaygın bir esfane değildir. Usta birliğimi yaptığım birlik’te kısa dönem arkadaşımdan çok uzun dönem arkadaşım oldu. Hepsi de iyi insanlardı. Ömrün boyunca muhabbeti devam ettireceğim ardadaşlarlıklar edindim uzun dönemlerden.

Askerliğin insan ömründen alıp götürdüğü kadar, kattığı şeyler de azımsanacak derecede değil. Sabretmeyi, tahammülü vs. şeyleri en iyi şekilde öğretmekte. Sivil hayatta sevmediğiniz insanlarla aynı yerde bulunmazsınız olur biter. Ama asker ocağında öyle bir şansınız yok. Acısıyla tatlısıyla askerliği herkese tavsiye ederim. Gerçi askerlik tavsiye ile yapılacak bişey değil ama :) Ya SS ya da SS kuralına göre yapılan bir görevdir. Ben Seve Seve yaptım. Darısı benden sonrakilere ve ardımda bıraktığım 325 inci kısa dönem arkadaşlara. Ben pek bir zorluk çekmedim, Allah gönlüme göre verdi rahattım asker ocağında.

Kalanlara ve Gazilerimize, Allah’ın rahmeti ve bereketinin üzerine olmasını, Şehitlerimizin ise ruhlarının şad olmasını dilerim.

7 Eylül 2008 | Etiketler:

Vatani görevim için 12 Ağustos’ta askeri birliğime katılmış bulunmaktayım. Acemilik dönemi içinde teknolojiden bayağı uzak kaldım. Mouse ve klavye ye dokununca kendimi bir garip hissettim onca günden sonra, topu topu 24-25 gün ama olsun :) ) Balıkesir’den sevgiler saygılar hörmetler. Büsbüyük öpüyorum.

askerim

23 Temmuz 2008 | Etiketler:

Yine ünlü bir türkücü olan Kubat’ın yapımını üstlendiği “Anadolunun Sesi” programının Tarsus çekimlerinden kaydettiğim video. Tarsus Belediyesi’nin girişimleriyle Tarsus’ta yapılmış yaz etkinliklerinden birisi. Bedia Akartürk’ten bir Tarsus Türküsü, Ah Neyleyim Gönül.. Evelden, Tarsus’ta yaşamış aşık Ferahi’nin türküsüymüş. Tarsusluyum diye demiyorum, dibim düştü türküye :) ) Bedia Akartürk’üde severdim, şimdi ayrı bir sevmeye başladım.

Page 1 of 512345»