Baba Nasihati

Eylül 28th, 2009 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Baba nasihati dinlemek nedense  insana hep sıkıcı gelir. Fakat hayat tecrübesi noktasında gayet faydalıdır ve dinlemek lazımdır.  Bir babanın oğluna yaptığı sağlam bir nasihati, Cafer kardeşimin gönderdiği şekliyle  yayınlıyorum.

İlginç bir BABA nasihati…

Oğlum, Türkiye’de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.

Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme, bu davranış kendine güvenini arttırır.

Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkanın varsa ona borç vermeyi teklif et.

Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat, hatta biraz zarar etsen bile böyle yap.

Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona  sakın teslim etme, bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol  et.

Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme ve  ATM makinesi kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.

Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonra kooperatif  yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.

İş hayatı: En zor taklit edilen imza, bir defada kalemi kağıttan  kaldırmadan atılan imzadır. imzanı bu şekilde  atmaya gayret et, en  büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma…

Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına kefil olma, kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma, aksi takdirde her şeyini kaybedebilirsin.

İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme, hiç kimseyi de küçük görme, iş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor, gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.

Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma. Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona vurmayı aklından bile geçirme.  Aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası alabileceğini unutma.

Otomobil için: Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç satın almaya gayret et. bu senin hazır para kaynağın olmalıdır.   Çünkü insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.

Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor hararetini,araç tan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma..

Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun..
Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece tamircin hep aynı kalır.

Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin tam ve eksiksiz olmasına dikkat et. Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır. Hırsızı caydıracak tek şey budur.

Ev yaşamında: İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi kolayında olsun. Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla.İş kıyafetini çorabın da dahil olacak şekilde akşamdan hazırla, gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren, ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün tamamını her zaman kendin yap.

Çorba, pilav, makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve pişirmeyi mutlaka öğren. Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma, hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.

Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol, yemekten sonra sofrayı mutlaka sen topla. Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala, yemek aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala, yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.

Tatil yaparken: Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma. Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster. Bu sana ömür boyunca kırk yada elli farklı yerde tatil yapman demektir.

Sakın yazlık alma, bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra tad vermez. Ayrıca bütün yıl sabit masraflar ise işin fazladan tuzu biberi olur.

Özel hayatında: Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme; her zaman onunda bir özel yaşamı olduğunu unutma.

Ara sıra eşine sürpriz yap, eve çiçekle git, onu iyi bir restoranda mutlaka akşam yemeğine götür.

Sadece; Allah’tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten, kuru iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın cesaretinden ve kendi nefsinden kork…

Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap…!

Baban…

  • Share/Bookmark

Mola bitti yola devam…

Ocak 26th, 2009 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.


323 üncü kısa dönem olarak askerlik borcumu ödemiş durumdayım. Askerlik anlatılmaz yaşanırmış. Acemi ve usta birliği dönemlerimi yine Bakım Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda Balıkesir ‘de geçirdim. Askerliğin acemilik döneminde türlü zorluklar yaşamama rağmen ustalık döneminde pek bir zorluk çekmedim. Şafak azalıp ustalaştıkça (kaşarlandıkça :) ) elinizi angarya işlerden çekmeye başlıyorsunuz zaten. Hatta bunun için şöyle cümleler kurulmaktadır:

  • Şafak demiş cart curt ben mi gideyim ……. ya,
  • Baba yatar şafak atar,
  • Ben mi yardırayım :) ,
  • Şafağın kadar konuş,
  • Ses kes, şafak dinle.

Uzun dönem asker arkadaşların torunlarına (Takriben iki üç dönem altı :) ) hitap şekilleri ve dialogları :

Dede    : Torun şafak kaç?

Torun : 322

Dede   : O ne lan, adam mı öldürdün, tecavüzden mi girdin? O ne öyle Kasatura numarası gibi şafak!

Dede   : Torun geceler uzun ötmez borun :)

Dede – Torun muhabbetinden dolayı Edebiyatın son safhasını yaşadığı asker ocağında, değişik küfür şekilleri de  bulunmakta tabii. Bunlar mokoko ve comolokko. İlk duyduğumda hiç bir anlam verememiştim. Hislerini karşındakine küfür babında açıkça beyan etsene birader :) diye düşünmekteyken sonradan sonraya bende alıştım bu lafların hepsine garipsemez oldum.

Kısa dönemlerde çok da fazla bir adet yok. Üzüm üzüme baka baka kararırmış  derler, bizde o misal uzun dönem asker arkadaşlardan tüm askeri kültür birimini kapıyoruz :) . Disiplinsiz torunlar bir koğuşta toplanılarak, mıntıkalarda gevşek davrandıklarını, ortalığı .ok götürdüğünü ve bu durumdan rahatsız olduklarını bildiren cümleler kurmaktadırlar. Bunlar söylenirken kendi yaşantılarından kesitler verilerek alt devreyken bu konuda çektikleri çileleri anlatmaktadırlar. E malum üst devre yine askeri tabirle “kep üstünde kep kalmayınca” , elini eteğini işten güçten çekip torunların koordinasyonlarıyla ilgilenmekteler :) . Bu toplantılarda torunlara temizlikte disiplinde ve üst devreye karşı takınılacak tutuma varasıya kadar tüm konulara değinilir, aksi takdirde akşam üzeri tuvalet temizliği ile cezalandırılılacakları taraflara tebliğ edilir. Alt devrelerinin geldiğinde de rahata kavuşacakları tesellisi de verilmeden geçilmez :)

Acemi birliği döneminde sadece kısa dönem arkadaşlarla haşır neşir olduğumuzdan, uzun dönem arkadaş edinemedik. Çünkü, eğitim çavuşu dışında uzun dönem asker yoktu etrafımızda :) Usta birliğine geçince yoğun bir şekilde poşet lafıyla karşılandık. Poşet geldi poşet gitti… Askere gitmeden önce arkadaşımdan poşet lafını duymasam ve önerilerini dinlemesem, heralde dakika bir gol bir deyip birbirimize girerdik uzun dönem arkadaşlarla.  Poşet kelimesi için de iki türlü efsane den bahsedilmekte. Bunların en ağır basanı; yıllar evel artık kaçıncı göbekten dedem onu bilmiyorum :) botları çamur olmasın diye botlara poşet geçirmiş o gündür bu gündür memleketimin her yerinde uzun dönem (yıllanmış asker:) ) asker arkadaşlar biraz da hazımsızlıktan olsa gerek, Kısa Dönemlere Poşet demektedirler. Bu durumda söylenebilecek en güzel söz ” Şafağın kaç senin? ” sorusunu yöneltmektir :)  Diğer efsane ise; sadece 5 ay 10 günlüğüne gelen kişinin sadece bir poşet eşya getirmesinden dolayı Poşet hitabının gelişmesinde etkili olduğu söylenmektedir ki bu çok yaygın bir esfane değildir. Usta birliğimi yaptığım birlik’te kısa dönem arkadaşımdan çok uzun dönem arkadaşım oldu. Hepsi de iyi insanlardı. Ömrün boyunca muhabbeti devam ettireceğim ardadaşlarlıklar edindim uzun dönemlerden.

Askerliğin insan ömründen alıp götürdüğü kadar, kattığı şeyler de azımsanacak derecede değil. Sabretmeyi, tahammülü vs. şeyleri en iyi şekilde öğretmekte. Sivil hayatta sevmediğiniz insanlarla aynı yerde bulunmazsınız olur biter. Ama asker ocağında öyle bir şansınız yok. Acısıyla tatlısıyla askerliği herkese tavsiye ederim. Gerçi askerlik tavsiye ile yapılacak bişey değil ama :) Ya SS ya da SS kuralına göre yapılan bir görevdir. Ben Seve Seve yaptım. Darısı benden sonrakilere ve ardımda bıraktığım 325 inci kısa dönem arkadaşlara. Ben pek bir zorluk çekmedim, Allah gönlüme göre verdi rahattım asker ocağında.

Kalanlara ve Gazilerimize, Allah’ın rahmeti ve bereketinin üzerine olmasını, Şehitlerimizin ise ruhlarının şad olmasını dilerim.

  • Share/Bookmark

Askerim biçim biçim, ölürem vatan için..

Eylül 7th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Vatani görevim için 12 Ağustos’ta askeri birliğime katılmış bulunmaktayım. Acemilik dönemi içinde teknolojiden bayağı uzak kaldım. Mouse ve klavye ye dokununca kendimi bir garip hissettim onca günden sonra, topu topu 24-25 gün ama olsun :) ) Balıkesir’den sevgiler saygılar hörmetler. Büsbüyük öpüyorum.

askerim

  • Share/Bookmark

Bedia Akartürk, Ah Neyleyim Gönül

Temmuz 23rd, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Yine ünlü bir türkücü olan Kubat’ın yapımını üstlendiği “Anadolunun Sesi” programının Tarsus çekimlerinden kaydettiğim video. Tarsus Belediyesi’nin girişimleriyle Tarsus’ta yapılmış yaz etkinliklerinden birisi. Bedia Akartürk’ten bir Tarsus Türküsü, Ah Neyleyim Gönül.. Evelden, Tarsus’ta yaşamış aşık Ferahi’nin türküsüymüş. Tarsusluyum diye demiyorum, dibim düştü türküye :) ) Bedia Akartürk’üde severdim, şimdi ayrı bir sevmeye başladım.

  • Share/Bookmark

Cep telefonunu hala iletişimde mi kullanıyorsunuz :)

Haziran 9th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Bakın capon kardeşler başka özelliklerinden de faydalanıyorlar. İzleyelim :)

  • Share/Bookmark

Teknolojik Deli miyiz?

Mart 27th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Bilgisayar ve Cep Telefonu hayatımızın vazgeçilmez bir parçası halini aldı. Kendimi kötü hissettiğimde bile “ethernet fişi çekilmiş bilgisayar gibiyim” demekten kendimi alamıyorum. Amerikalı bir grup amca oturmuş bilgisayara sevdalı, sms le iletişim kuran kitleyi incelemiş ve bunun psikolojik rahatsızlık olduğu kanısına varmış. Aşağıdaki haberleri okuyunca anladım ki, ben Teknolojik Deliyim! Yoksa’m, manyak mı desem uygun düşer amerikan standardına göre :) )

Bilgisayar hep açıksa hastasınız!

Bilgisayarı açmadan duramıyorsanız ruhsal bir hastalığın pençesinde olabilirsiniz.
İşte belirtiler:

- “Bağlı” olmayınca yoksunluk hissetmek,
- Teknik ekipmana doymamak
- İnternette çok kalma isteği
- Bağımlılığın negatif etkilerini yaşamaya başlamak

Önceki gün American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan Dr. Jerald Block imzalı makalede işini bilgisar başında geçirdikten sonra eve döner dönmez bilgisayarını açanlarda bir tür ruhsal bağımlılık olabileceği öne sürüldü.

Hastalığın belirtilerini bilgisayar ya da internet bağlantısı olmayınca yoksunluk hissetmek, daha iyi teknik ekipmanlara sahip olma arzusu, internette daha fazla zaman harcama isteği ve bağımlılılığın negatif etkilerini yaşamaya başlamak olarak dört maddede toplayan Dr. Block hastalığı internet ve bilgisayarla da sınırlı tutmuyor.

Block’a göre anında mesajlaşma da (SMS) özellikle araç kullanırken bir yandan da mesaj yazmanın kazalara neden olması, e-posta ya da telefon yoluyla taciz, okul ve işyeri gibi sosyal ortamlarda sorun yaratması açısından bu bağımlılığın önemli bir kriteri.

İLK VAKA 1998′DE GÖRÜLDÜ

Dr. Block bu bağımlılığın neden hastalık kapsamına girdiğini, “Tek tek bireylerde ve rastgele ortaya çıkmıyor, aynı belirtileri gösteriyor ve hayli yaygın” diyerek açıklıyor. Wollongong Üniversitesi’nden psikiyatr Dr. Robert Kaplan da ilk internet bağımlılığı vakasını 1998′de gördüğünü söylüyor. Dr. Kaplan şu anda tüm dünyanın internette sürekli hatta bağlı olarak yaşadığını ve bunun çeşitli sorunlar yarattığını ekliyor.

Türkiye’de de internet bağımlılığı ve kullanıcıları hakkında bazı araştırmalar var. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Mutlu Binark ve Günseli Bayraktutan Sütçü’nün TÜBİTAK desteğiyle hazırladığı ‘Ankara Mikroölçeğinde İnternet Kafeler Kullanım Biçimleri’ araştırmasına göre 15 yaş altı günde 1-5, 16-19 yaş grubu 1-7, 20-24 yaş grubu 1-10, 24 yaşından büyük olanlarsa 30 dakikayla 15 saat arasında bilgisayar karşısında vakit geçiriyor.

İstanbul’daki Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi’nden (BATEM) uzman psikolog Alper Aksoy, bilgisayar ya da genel olarak teknoloji bağımlılığını genel bağımlılık kriterlerine göre tanımladıklarını, kişinin bilgisayar başında geçirdiği zaman sürekli artıyorsa; internete, MSN’e girmediğinde, bilgisayar başına oturmadığında aklı sürekli oradaysa; bilgisayara ulaşamadığında sıkıntı duyup yoksunluk hissediyorsa; bu durum ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkilerini aksatıyor, sosyal hayattan uzaklaşmasına yol açıyorsa; sık sık başarısız bırakma girişimleri yapıyor ve başa dönüyorsa kişide bilgisayar bağımlılığı geliştiğinin söylenebileceğini belirtiyor.

KAÇMAYA ÇALIŞTIĞINIZ SORUN NE?

Aksoy, kişinin teknoloji marketlerdeki tüm yenilikleri kontrol etmesi, ihtiyacından fazla malzeme alması gibi soruna yol açan durumlarda hastaların kendiliğinden ya da çevrelerinin desteğiyle tedaviye geldiğini ekliyor. Tedavide kullandıkları yöntemiyse şöyle açıklıyor: “Davranış değişikliği dediğimiz tedavileri uygulayarak, kişinin 10 saatini bilgisayar başında geçirmesine neden olan, kaçmaya, uzaklaşmaya çalıştığı sorunlarını çözmesi gerektiğini fark ettiriyoruz ve kişinin bilgisayar ve teknoloji kullanımını kontrol edilebilir düzeye getirmeye çalışıyoruz.”


SMS bağımlıları akıl hastası

ABD’li ve Avustralyalı uzmanlar aşırı miktarda e-posta ve kısa mesaj göndermenin bir tür akıl hastalığı olduğunu açıkladı.
ABD’Lİ psikiyatr Doktor Jerald Block, “American Journal of Psychiatry” adı dergide yayımlanan makalesinde, e-posta ve cep telefonundan kısa mesaj göndermenin bir bağımlılık haline gelebildiğini ve bu bağımlılığın bir akıl hastalığı türü olarak değerlendirilebileceğini yazdı.

Avustralya’daki Wollongong Üniversitesi’nden psikiyatr Doktor Robert Kaplan da, ilk internet bağımlılığı vakasıyla 1998′de karşılaştığını söyledi. Dr. Kaplan, o tarihten bu yana Avustralyalılar arasında bu rahatsızlığın artış gösterdiğini belirtti.

DR. BLOCK, internet bağımlılığının 4 semptomu olduğunu belirtti ve bunları şöyle sıraladı:

- Bir bilgisayara erişimi olmadığında, alkol, uyuşturucu, kafein, sigara gibi bağımlılık yaratan maddelerin kesilmesinden sonra ortaya çıkan “uzaklaşım sendromu”na kapılmak.

- Sürekli olarak, daha gelişmiş donanıma sahip cihazlara ihtiyaç duymak.

- Bu cihazları daha uzun süre kullanabilmek için daha fazla zamana sahip olma ihtiyacı duymak.

- Bağımlılığın olumsuz yansımalarını yaşamak.

  • Share/Bookmark

Türk Anası

Mart 16th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Çakal sürüsüne meydan okuyan, Şerefli Türk Ana‘sının resmidir!.. Fazla söze gerek yok…

Turk anası

  • Share/Bookmark

Çaresizseniz, çare sizsiniz!

Mart 6th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

gidene kal demeyeceksin…
gidene kal demek zavallılara,
kalana git demek terbiyesizlere,
dönmeyene dön demek acizlere,
hak edene git demek asillere yakışır.
kimseye hak ettiğinden fazla değer verme.
yoksa değersiz olan hep sen olursun…

düşün….
kim üzebilir seni senden başka?
kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemesezsen.
kim mutlu edebilir seni,sen hazır değilsen?
kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

hersey sende başlar, sende biter…

yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yasama sevgisini…

hep hatirla:
çaresizseniz, çare sizsiniz…

  • Share/Bookmark

Eylül.. Koming Suuun :)

Şubat 18th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

Tarsuslu olmaktan başka bir numaraları olmayan bir grup arkadaşın eline kamerayı alıp, çeşitli mekanlarda kendilerini çektiği ve yine sırf Tarsuslu oldukları halde destek versek mi vermesek mi diye düşünülesi film. Oyunculuk hakkında yetenek, eğitim gibi vasıfların öneminin anlaşılması açısından da güzel bir örnek olmuş. Umarım, zamanla kendilerini geliştirip iyi işlere imza atarlar… Bu arada, galaya gidip imza mı alsak ne yapsak :)

  • Share/Bookmark

Bir Ortaokul Öğrencisi, Okulun Duvar Gazetesine Şunları Yazmış …

Şubat 11th, 2008 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan:
ATATÜRK…
Gençliğinde kot pantolon giyememiş.
Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş…
Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş…
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu…
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş…
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş…
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar…

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi’nden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra
arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk’e acıyorum…
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah…
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken…
Bunları yapmadı Atatürk…
Keyif çatmadı…
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı…
ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI. BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI IÇMEKTI O KADAR…..

Kaynak : Gelen Kutusu

  • Share/Bookmark
1. Sayfa | 212