Unutulmaması gereken tarihsel anı..

Ocak 27th, 2009 tarihinde Tarih kategorisinde gönderildi.

Birinci Dünya Savaşı’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır’ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi.

Kampın tam adı, ‘Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı’ idi. Bu kampta, 1918′de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.

12 Haziran 1920′ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.

Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler’in işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.

Çözüm toplu katliamdı… Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı…

Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM’de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM’nin teşebbüse geçmesini istediler.

Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar… Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması… Ortada özür dilecenek bir millet varsa o da Türk Milleti ‘dir.

  • Share/Bookmark

Mola bitti yola devam…

Ocak 26th, 2009 tarihinde Genel kategorisinde gönderildi.


323 üncü kısa dönem olarak askerlik borcumu ödemiş durumdayım. Askerlik anlatılmaz yaşanırmış. Acemi ve usta birliği dönemlerimi yine Bakım Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda Balıkesir ‘de geçirdim. Askerliğin acemilik döneminde türlü zorluklar yaşamama rağmen ustalık döneminde pek bir zorluk çekmedim. Şafak azalıp ustalaştıkça (kaşarlandıkça :) ) elinizi angarya işlerden çekmeye başlıyorsunuz zaten. Hatta bunun için şöyle cümleler kurulmaktadır:

  • Şafak demiş cart curt ben mi gideyim ……. ya,
  • Baba yatar şafak atar,
  • Ben mi yardırayım :) ,
  • Şafağın kadar konuş,
  • Ses kes, şafak dinle.

Uzun dönem asker arkadaşların torunlarına (Takriben iki üç dönem altı :) ) hitap şekilleri ve dialogları :

Dede    : Torun şafak kaç?

Torun : 322

Dede   : O ne lan, adam mı öldürdün, tecavüzden mi girdin? O ne öyle Kasatura numarası gibi şafak!

Dede   : Torun geceler uzun ötmez borun :)

Dede – Torun muhabbetinden dolayı Edebiyatın son safhasını yaşadığı asker ocağında, değişik küfür şekilleri de  bulunmakta tabii. Bunlar mokoko ve comolokko. İlk duyduğumda hiç bir anlam verememiştim. Hislerini karşındakine küfür babında açıkça beyan etsene birader :) diye düşünmekteyken sonradan sonraya bende alıştım bu lafların hepsine garipsemez oldum.

Kısa dönemlerde çok da fazla bir adet yok. Üzüm üzüme baka baka kararırmış  derler, bizde o misal uzun dönem asker arkadaşlardan tüm askeri kültür birimini kapıyoruz :) . Disiplinsiz torunlar bir koğuşta toplanılarak, mıntıkalarda gevşek davrandıklarını, ortalığı .ok götürdüğünü ve bu durumdan rahatsız olduklarını bildiren cümleler kurmaktadırlar. Bunlar söylenirken kendi yaşantılarından kesitler verilerek alt devreyken bu konuda çektikleri çileleri anlatmaktadırlar. E malum üst devre yine askeri tabirle “kep üstünde kep kalmayınca” , elini eteğini işten güçten çekip torunların koordinasyonlarıyla ilgilenmekteler :) . Bu toplantılarda torunlara temizlikte disiplinde ve üst devreye karşı takınılacak tutuma varasıya kadar tüm konulara değinilir, aksi takdirde akşam üzeri tuvalet temizliği ile cezalandırılılacakları taraflara tebliğ edilir. Alt devrelerinin geldiğinde de rahata kavuşacakları tesellisi de verilmeden geçilmez :)

Acemi birliği döneminde sadece kısa dönem arkadaşlarla haşır neşir olduğumuzdan, uzun dönem arkadaş edinemedik. Çünkü, eğitim çavuşu dışında uzun dönem asker yoktu etrafımızda :) Usta birliğine geçince yoğun bir şekilde poşet lafıyla karşılandık. Poşet geldi poşet gitti… Askere gitmeden önce arkadaşımdan poşet lafını duymasam ve önerilerini dinlemesem, heralde dakika bir gol bir deyip birbirimize girerdik uzun dönem arkadaşlarla.  Poşet kelimesi için de iki türlü efsane den bahsedilmekte. Bunların en ağır basanı; yıllar evel artık kaçıncı göbekten dedem onu bilmiyorum :) botları çamur olmasın diye botlara poşet geçirmiş o gündür bu gündür memleketimin her yerinde uzun dönem (yıllanmış asker:) ) asker arkadaşlar biraz da hazımsızlıktan olsa gerek, Kısa Dönemlere Poşet demektedirler. Bu durumda söylenebilecek en güzel söz ” Şafağın kaç senin? ” sorusunu yöneltmektir :)  Diğer efsane ise; sadece 5 ay 10 günlüğüne gelen kişinin sadece bir poşet eşya getirmesinden dolayı Poşet hitabının gelişmesinde etkili olduğu söylenmektedir ki bu çok yaygın bir esfane değildir. Usta birliğimi yaptığım birlik’te kısa dönem arkadaşımdan çok uzun dönem arkadaşım oldu. Hepsi de iyi insanlardı. Ömrün boyunca muhabbeti devam ettireceğim ardadaşlarlıklar edindim uzun dönemlerden.

Askerliğin insan ömründen alıp götürdüğü kadar, kattığı şeyler de azımsanacak derecede değil. Sabretmeyi, tahammülü vs. şeyleri en iyi şekilde öğretmekte. Sivil hayatta sevmediğiniz insanlarla aynı yerde bulunmazsınız olur biter. Ama asker ocağında öyle bir şansınız yok. Acısıyla tatlısıyla askerliği herkese tavsiye ederim. Gerçi askerlik tavsiye ile yapılacak bişey değil ama :) Ya SS ya da SS kuralına göre yapılan bir görevdir. Ben Seve Seve yaptım. Darısı benden sonrakilere ve ardımda bıraktığım 325 inci kısa dönem arkadaşlara. Ben pek bir zorluk çekmedim, Allah gönlüme göre verdi rahattım asker ocağında.

Kalanlara ve Gazilerimize, Allah’ın rahmeti ve bereketinin üzerine olmasını, Şehitlerimizin ise ruhlarının şad olmasını dilerim.

  • Share/Bookmark